Senkronizasyon, Bağlanma ve Zaman

Bireysel görüşmelerde ilişkilerimize, kendimize yönelik karşılaştığım önemli sorulardan bazıları dönüşümün mümkünlüğünü içeren sorular olmakta. Yani “Bu değişir mi?” , “Geç mi kaldım, her şeyi mahvetmiş olabilir miyim?”, “Bu saatten sonra birşeyler yapsam nolur ki, geç kalmadım mı? Olan oldu.”  Tüm bu serzeniş, umutsuzluk ve aslında bir yandan da umut ihtiyacı içeren soruların benim için ortak noktası zamanın doğru zaman ya da geç kalınmış zaman olarak nitelenip nitelenmeyeceği, eyleme ona göre geçilip geçilmeyeceğidir. Okumakta olduğunuz yazı buradan hareketle zaman, senkronizasyon ve bağlanma ile ilgili derya deniz bilgilerin içinde bir bardak su niteliğinde olacaktır. 

Zamanı, kâinattaki tüm cisimlerin, hareketleri esnasında, birbirlerine göre konum değişikliğinin olması için geçen süre olarak tanımlayabiliriz. Senkronizasyon ise teknik olarak bakarsak:) “Periyodik olarak değişen iki sinyal arasında faz ve frekans bakımından uyum.” anlamına gelmekte. Buradaki uyumdan kasıtsa, uyumlanmaktan öte “eşzamanlılık”. Yaşamsal açıdan baktığımızda da senkronizasyonun çok derin bilgiler barındıran çok önemli bir kavram olduğunu görüyoruz. 

Örneğin, bağlanmanın türü anne ile bebeğin senkronize olması yani birlikte hissetme, birlikte olma, birlikte yapmayı deneyimlemesi yani aynı “an’da olmasından etkileniyor. Bir yere tırmanabileceğini düşünen çocuğumuzla aynı an’ın içinde olup onun cesareti, bedeni, duygusunu hissedip ona göre kendi cesaret ve duygumuzu ayarlayıp bedenimizi yani eyleme dökeceğimiz geri bildirimimizi ayarlamamız gerekiyor. Yani onun tırmanabileceğine olan inancını hissedip ihtiyacı olan desteği ihtiyacı olduğu kadarıyla verebilmemiz. Aynalama denilen şey aynı an’da olmak anlamına geliyor, bu nedenle “an’lama” da diyebiliriz. An’da oluş anlamayı da beraberinde getirecektir. Aynanın özelliği an’da olmasıdır, senkronize olmasıdır. Televizyon izlerken sesle görüntünün uyuşmamasının rahatsız ediciliğine benzer şekilde senkronizasyonun sorunlu oluşu da eşzamanlılık ihtiyacına yol açmakta, rahatsızlık vermekte bu da öfke, kaygı, huzursuzluk olarak ortaya çıkmaktadır.  

Çocuğunuzun genel duygusu huzursuzluksa aranızdaki senkronizasyona bakınız, değilse de bakınız:) şu an’da kendinizle olan senkronizasyonunuza bakınız. Ağırlıklı olarak toplumla mı senkronize olmaya çalışıyorsunuz, kendinizle mi? Zihnimizde senkronizasyonla ilgili pek çok anlam mevcut. Bazen sohbetle ve çayla mutluluk senkronize oluyor, bazen istemekle utanç , bazense kendiniz için birşey yapmakla suçluluk… Yani durumlardan birinin varlığında durumun niteliğinden bağımsız olarak (örneğin sadece içinde “istemek” geçtiği için ne istediğiz ya da kimden istediğinizden bağımsız olarak utanç duygusunun eşlik etmesi gibi) ona eşlik eden neler var? Yani eş zamanlı gelen duygumuz nedir? Tüm bu eşleşmelerin farkında oluyor olmak ise yaşamdaki duruşumuzu nelerin etkilediği ya da nasıl bir duruş sergilediğimizi, ne kadar gerçekte ne kadar yorumda kaldığımızı farketmek açısında önemli olmakta.

Ve tabi senkronizasyon yalnızca anne bebek arasında geçerli değil. Zamansal olarak uyum içinde olmamız yani eşzamanlılık her açıdan önemli. Bedenimiz 60 iken ruhumuz 18 olduğunda ve bedenimizle ruhumuzu senkronize edemediğimizde sıkıntı yaşıyoruz. Bedenimiz kendi içinde senkronize değilse; küçükken yürümeye başlamakta ya da sonrasında bir yerlere tırmanmakta da sıkıntı yaşayabiliyoruz. Bugünde geçmişe odaklı olduğumuzda ya da hedeflerimize odaklı geleceğe yönelik yaşadığımızda, yaşamla senkronizasyonumuz yine bozuluyor ve şimdi de olan ne varsa onun enerjisini almamızı ve dönüşümümüzü engelleyebiliyoruz. Bazen kendi içimizdeki ya da ilişkimizdeki senkronizasyonumuz dış etkenler ya da beklentiler nedeniyle bozulabiliyor. Toplumun çocuğunuzun yapabilirliklerine dair beklentileri, mesela 2 yaşta memeyi bırakması, 3 yaşta tuvaletini tuvalete yapmaya başlaması, yaşına gelir gelmez yürümesi vb. bizim de çocuğumuzun içsel vaktinden  önce benzer beklentilere girmemize ve ilişkiyi kaçırmamıza neden olabiliyor.  Senkronizasyonumuzda ara ara iniş çıkışlar tabi olabilir ama senkronizasyonsuzluğun sürekliliği hem yaşamla hem kendimizle, hem de içinde bulunduğumuz dönemimizle bağlarımızda sorunları beraberinde getiriyor.

Zamansal olarak bakarsak; Anne geçmişi, bebek geleceği, anne-bebeğin senkronizasyonu ise şimdiyi şu an’ı temsil eder. Yani senkronizasyon bağı etkiler ve peki acaba bağlanmanın zamana ve yaşanmışlıklara nasıl bir etkisi vardır?

Bebek anneye annenin kendi dönüşümü adına ele alabileceği süreçleri ile ilgili ayna tutar. Anne  de kendi bağlanma süreçleri ile ilgili olumsuz deneyimlerinin etkilerini dönüştürerek bebeğinin bağlanma sürecini etkiler. Yani gelecek bugünü etkiler ve geçmişin dönüşümüne kapı aralar, geçmiş dönüşür ve bugünü dönüştürür. Dönüşen bugün aynı zamanda geleceğin dönüşümüne de kapı aralayıcıdır. Yani zaman bölünemez ve sürer gider. Ne geçmiş bitmiştir ne gelecek gelmemiştir.  Bu bilgiyi olduğu gibi an’a taşırsak; cesaretle şifayı almaya yöneldiğimizde, yaşamımızda var olan kişi, eşya ya da durumların hepsi şu an’da dönüşümümüze kapı aralar, geçmişi de geleceği de dönüştürür. İşte onun için, HER ŞEYİN TELAFİSİ MÜMKÜNDÜR.

Gülay Okutucu Karaman

гидра онион дарквеб için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir